Ölümlü İş Kazası

Ölümlü İş Kazası Tazminat - Ceza - Hesaplama

Ölümlü iş kazası, çalışanın iş yerinde her hangi bir sebeple hayatını kaybetmesi sonucunda meydana gelir. İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Meydana gelen olaylarda iş yerinin sorumluluğu en önemli tartışma konularından bir tanesidir. Meydana gelen ölümlü iş kazalarında hayatını kaybeden çalışanın yakınları, Türk Borçlar Kanunu ve İş Kanunu kapsamında tazminat talebinde bulunabilirler. Ölümlü iş kazası tazminatı, cenaze giderleri, destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminatı kapsar.

Ölümlü İş Kazasının Tanımı

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 3.maddesine göre iş kazası; “işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay” olarak tanımlamıştır. Kanunun lafzından da anlaşılacağı üzere iş yerinde veya işin yürütülmesi nedeniyle meydana gelen bir kaza ölümle sonuçlandığı takdirde ölümlü iş kazası meydana gelmektedir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 13. Maddesinde iş kazası sayılan haller sayılmıştır:

  • İşçinin, işverene ait işyerinde bulunduğu sırada ölmesi. İşçinin ne şekilde öldüğünün önemi yoktur. İşçinin maruz kaldığı olay işyerinde gerçekleşmişse, iş kazası olarak kabul edilir. Meydana gelen kazanın yapılan işle bir ilgisi olmasa dahi kazanın iş yerinde gerçekleşmiş olması iş kazası olarak kabul edilmesi için yeterlidir.
  • İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle
  • Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
  • Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda

YouTube video

Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında; örneğin Sakarya’da çalışan bir işçi işveren tarafından yapılan iş nedeniyle belli bir süreliğine Gebze’ye gönderildiğinde trafikteyken bir kaza geçirip hayatını kaybederse Gebze’de ölümlü trafik iş kazası meydana gelmiş olur. Bu kaza her ne kadar iş yeri dışında meydana gelmiş ise de, işçi işverenin işi nedeniyle yine işveren tarafından kendisine tahsis edilen araçla yolda olduğu için kaza iş kazası olarak kabul edilmektedir.

Sayılan tüm bu haller iş kazası olarak nitelendirilmiştir. Dolayısıyla bu kazalar sonucunda ölüm meydana gelmesi halinde ölümlü iş kazasından bahsetmek mümkün olacaktır.

Ölümlü İş Kazasında Yapılması Gerekenler
Ölümlü İş Kazasında Yapılması Gerekenler

Ölümlü İş Kazasında Yapılması Gerekenler

  • Öncelikle en yakın sağlık kuruluşuna ve bağlı bulunulan kolluk birimine haber verilmelidir.
  • İş yeri kaza raporunun (iş kazası tutanağı) düzenlenmesi gerekir.
  • Bağlı bulunulan Sosyal Güvenlik Kurumu’na kazanın bildirilmesi gerekmektedir.

Örneğin Eskişehir’de ölümlü iş kazası meydana gelmesi durumunda kazanın gerçekleştiği iş yeri sahibi yani iş veren derhal Eskişehir Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğüne bildirimde bulunmalıdır. Bu bildirimin ve yukarıda bahsedilen işlemlerin yapılmaması durumunda; bu işlemleri yapmakla görevli kişilerin sorumluluğu gündeme gelecektir. İşverenin iş kazası tutanağı düzenlememesi ya da Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirim yapmaması durumunda bu işlemler ölen kişinin yakınları tarafından da yapılabilmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu’na iş kazası bildirimi yapılmadan ve olayın iş kazası olup olmadığı tespit edilmeden tazminat davası açılması mümkün olmakla birlikte, mahkemece SGK tarafından yürütülen tahkikatın sonucu beklenilerek maddi-manevi tazminat dosyasında iş kazasına ilişkin tespit ön sorun yapılmalı ve işlem sonucu beklenmelidir. SGK tarafından iş kazası olmadığına karar verildiği takdirde ise iş kazasının tespiti davası açılmalıdır. Bu durumda ise maddi-manevi tazminat dosyasında iş kazasının tespiti davası bekletici mesele yapmalıdır.

Ölümlü İş Kazası SGK başvuru dilekçesi

Ölümlü İş Kazası Tazminat Davası
Ölümlü İş Kazası Tazminat Davası

Ölümlü İş Kazası Tazminat Davası

Ölümlü iş kazası nedeniyle tazminat davası açma süresi, diğer bir deyişle zamanaşımı süresi; iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır (TBK m.146). İş kazası neticesinde yaralanma (maluliyet) veya ölüm olması arasında genel zamanaşımı bakımından herhangi bir fark bulunmamaktadır. Ancak ölümlü iş kazası nedeniyle bir ceza davası açılmışsa ve ceza davasının dava zamanaşımı süresi daha fazla ise, bu durumda ceza davasının zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Ölümlü iş kazasından meydana gelen zararların tazmini açısından, öncelikle meydana gelen kazanın iş kazası olup olmadığının tespiti ve ortada bir iş kazası var ise bunun neticesinde maddi veya manevi zararın olup olmadığının tespiti gerekmektedir.

Ölümlü İş Kazası Maddi Tazminat 

Ölümlü iş kazası sonucunda açılacak maddi tazminat davasında talep edilebilecek zararlar TBK m. 53’te düzenlenmiştir. Buna göre ;

–  Cenaze giderleri,

– Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasında ya da yitirilmesinden doğan kayıplar,

– Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar, maddi tazminat davası yoluyla talep edilebilecektir.

Bu davayı açmaya yetkili kişiler ise; ölen işçinin mirasçıları, yakınları, bakmakla yükümlü olduğu ve destek olduğu kişilerdir.  Maddi tazminat miktarı hesaplanırken çeşitli veri ve kriterler kullanılmaktadır. Öncelikle ölen işçinin yıllık geliri hesaplanmakta ve bu gelirin %30’u ölenin kişisel gideri olarak kabul edilmektedir. Geri kalan miktar ise destekten yoksun kalanlara dağıtılmaktadır. Ayrıca tazminat hesaplanırken ölenin kusur oranı, bakiye ömrü, çalışabileceği maksimum yıl uzunluğu da dikkate alınmaktadır.

Ölümlü İş Kazası Manevi Tazminat
Ölümlü İş Kazası Manevi Tazminat

Ölümlü İş Kazası Manevi Tazminat 

Ölenin yakınlarının talep edebildiği bir tazminat türüdür. Bu sayede işçinin ölümünden acı, ızdırap, elem duyan yakınları manevi tazminat talep edebilecektir. Bu davanın amacı ölenin yakınların bir miktar da olsa acısını dindirmek ve tatmin duygusuna ulaşmasını sağlamaktır. Hakim manevi tazminat miktarını belirlerken olayın özelliklerini, tarafların maddi durumlarını, tarafların kusur oranlarını, duyulan üzüntünün büyüklüğünü vb. özellikleri dikkate almaktadır.

Ölümlü iş kazası tazminat davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise; davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri, kazanın meydana geldiği yer mahkemesi ve son olarak ölen işçinin yakınlarının (davacının) yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Ölümlü iş kazası davalarının sonuçlanma süresi yasalarla 450 gün yani ortalama 15 ay olarak belirlenmiştir. Ancak uygulamada yaşanan bazı aksaklıklar davaların sonuçlanmasını 2-3 yıl gibi bir süreye uzatabilmektedir.

Ölümlü İş Kazası Zamanaşımı
Ölümlü İş Kazası Zamanaşımı

Ölümlü İş Kazası Tazminat Zamanaşımı

Ölümlü iş kazası zamanaşımı süresi 10 yıldır. Kaza tarihinden itibaren 10 yıl içerisinde tazminat davası açılmalıdır. Örneğin kaza 02.01.2010 yılında meydana geldi. Bu iş kazasının dava açmak için son tarihi 01.01.2020 yılı olacaktır. Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde düzenlenen zaman aşımı süreleri dikkate alınmaktadır.

Ölümlü İş Kazası Davası Ne Kadar Sürer?

Ölümlü İş Kazası Davası süresi, birçok değişkene bağlı olarak farklılık gösterebilir. Hukuki süreç, davaya özgü belirli aşamalardan oluşur ve bu aşamaların her biri süreç üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Kaza meydana geldiği andan itibaren kolluk kuvvetleri olaya ilişkin araştırma yaparak delil toplama aşamasını tamamlar. Savcılık konuyu bütün detayları ile ele alır. Bu süreçte ölümlü iş kazasına bakan avukat ile birlikte hareket etmek hem delillerin toplanması hem de sağlık bir kovuşturma için gereklidir.

İş kazasına ilişkin SGK’nın sağlıklı bir süreç yürütmesi de dava açısından belirleyici bir etkendir. Kaza kusur raporu ifadelerin tamamlanması, müfettiş incelemesi gibi aşamalar davada çok zaman bekletici sebep olabilir.

İş mahkemesinde görülen dava profesyonel bir şekilde yürütülürse maksimum 3 yıl içerisinde tamamlanır. İstinaf ve Yargıtay aşamalarını da göz önünde bulundurursak davanın en hızlı 5 yıl içerisinde tamamlanması ön görülebilir.

Ölümlü İş Kazası Arabuluculuk
Ölümlü İş Kazası Arabuluculuk

Ölümlü İş Kazası Arabuluculuk

Ölümlü iş kazası arabuluculuk tazminat davalarında başvurulan bir yöntemdir. Ölümlü iş kazası sonrasında taraflar arasında çözüme ulaşılması adına arabuluculuk, etkili bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak öne çıkar. Arabuluculuk, tarafların kendi aralarında, tarafsız bir üçüncü kişinin yardımıyla anlaşmaya varmalarını sağlar.

Arabuluculuk aşamasında zarar gören tarafın avukatı iş kazası tazminat davası alanında tecrübeli olmalıdır. Etkili ve sonuç odaklı bir arabuluculuk için iş kazası tazminat hesaplama ile ne kadar tazminat alınacağının tespiti yapılarak karşı tarafa hak edilen tazminat miktarı ifade edilmelidir.

Ölümlü İs Kazası Tazminat Hesaplama
Ölümlü İs Kazası Tazminat Hesaplama

Ölümlü İş Kazası Tazminat Hesaplama

Ölümlü iş kazası tazminat hesaplama, kazada hayatını kaybeden kişinin geride kalan (anne, baba, eş, çocukları) yakınlarının maddi zararlarının tespiti için kullanılır. Ölümlü iş kazalarında tazminat hesaplama süreci, belirli hukuki kriterlere ve hesaplama yöntemlerine dayanır. İlgili tazminatın hesaplanmasında, hayatını kaybeden işçinin ailesine sağladığı maddi destek, yaşam standardı, yaş faktörü ve birçok diğer unsur dikkate alınır. Türk Borçlar Kanunu’na göre, bu tazminat, mağdurun yakınlarının ekonomik kayıplarını telafi etmeye yöneliktir.

Ölümlü iş kazası tazminat hesaplamasında destekten yoksun yoksun kalma tazminatı hesaplama yapılır. Hesaplama yapılırken dikkat edilecek kriterler;

  • Ölen kişinin Yaşı
  • Ölen kişinin maaşı
  • Ölen kişinin kazadaki kusur oranı
  • Geride kalan yakınların (Anne, baba, eş, çocuklar) yaşları

İlgili İçerik: İş Kazası Tazminat Hesaplama 

İş Kazasında Ölen Kişinin Ailesinin Hakları
İş Kazasında Ölen Kişinin Ailesinin Hakları

İş Kazasında Ölen Kişinin Ailesinin Hakları

Yukarıda bahsedilen dava haklarının yanı sıra ölen kişinin yakınlarına ayrıca cenaze yardımı, ölüm geliri ve ölüm maaşı sağlanmaktadır.

Cenaze yardımı ölenin sırasıyla eşine, yoksa çocuklarına, o da yoksa anne babasına, o da yoksa kardeşlerine ödenir. Cenazenin bu kişiler dışında kaldırılması durumunda bu durumun ispatlanması şartıyla masraflar bu kişilere ödenir. Cenaze yardımının yapılabilmesi için belirtilen kişilerin bir dilekçe ile Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne başvurmaları gerekmektedir.

Ölüm Geliri; sigortalının sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ya da iş kazası veya meslek hastalığı sonucu hayatını kaybetmesi sonucu sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirdir. Hak sahiplerine ölüm geliri ödenmesi için herhangi bir şart bulunmamaktadır. Ölen işçinin yakınlarına ölüm geliri bağlanırken ölen sigortalı için belirli bir sigortalılık süresi ya da prim ödeme gün şartı aranmamaktadır. Sigortalının ölümü nedeniyle gelir bağlanmış olan kız çocukları evlendiklerinde kendilerine bağlanan gelir kesilir. Bu nedenle kız çocuklarına evlenmeleri ve talep etmeleri halinde 5510 sayılı Kanun’un 37. maddesine göre bir defaya mahsus olmak üzere gelirlerin iki yıllık tutarı evlenme ödeneği olarak verilir. Evlenme ödeneği bir defaya mahsus olmak üzere iki yıllık gelir tutarında verilir. İki yıllık sürenin başlangıç tarihi, evlenmesi nedeniyle kendisine bağlanmış gelirin kesildiği tarihtir.

Ölüm Aylığı; sigortalının vefat etmesi üzerine geride kalan mirasçılarına kanunda yazılı belli koşulların varlığı halinde bağlanan maaştır. Bu şartlar 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 32. Maddesinin ikinci fıkrasında sayılmıştır. Ölüm aylığı, ölüm gelirinden farklı olarak uzun vadeli sigorta kolundan sağlanan bir hak olup, belirli sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı şartına bağlanmıştır. Hizmet akdiyle çalışan ve iş kazası sonucunda ölen sigortalının yakınlarının uzun vadeli sigorta kolunun sağladığı haklardan faydalanabilmesi için ölen sigortalı adına en az 1800 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş veya her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması gerekmektedir.

Hak sahiplerinin ne kadar maaş alacağı ve bu maaşın nasıl hesaplanacağı hususları 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 33. Maddesinde açıklanmıştır. Ölüm geliri ve ölüm aylığı birlikte alınabilmektedir. Fakat bu durumda bunlardan yüksek olan tam, düşük olan ise yarım olarak ödenmektedir. Ölüm geliri ve ölüm aylığının bağlanabilmesi için hak sahiplerinin veya temsilcilerinin dilekçe ile Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerine ya da Sosyal Güvenlik Merkezlerine başvuruda bulunmaları gerekmektedir.

Ayrıca yukarıda bahsedilen hakların yanında ölenin yakınlarının işverenden talep edebileceği haklar da bulunmaktadır. Ölüm tazminatı, TBK m.440’a göre “İşveren, işçinin sağ kalan eşine ve ergin olmayan çocuklarına, yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere, ölüm gününden başlayarak bir aylık; hizmet ilişkisi beş yıldan uzun bir süre devam etmişse, iki aylık ücret tutarında bir ödeme yapmakla yükümlüdür.” Son olarak ölenin yakınları şartları sağlaması durumunda ölenin kıdem tazminatını da işverenden talep edebilmektedir. İşveren işçi ölmüş olsa dahi şartlar sağlanıyorsa yakınlarına derhal bu ödemeyi yapmakla yükümlüdür.

İlgili İçerik: İş Kazası Avkuatı

Ölümlü İş Kazası SGK
Ölümlü İş Kazası SGK

 Ölümlü İş Kazasında SGK’nın Rücu Hakkı

Öncelikle rücu kelimesini kısaca açıklayarak başlayalım; rücu, zarar görenin zararını karşılayan kişinin zarardan sorumlu olan kişiye başvurmasıdır. Ölümlü iş kazasının meydana gelmesinin ardından Sosyal Güvenlik Kurumu ölen kişinin yakınlarına birtakım haklar sağlamakta ve ödemeler gerçekleştirmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu iş kazasının meydana gelmesinde işverenin bir kusuru varsa sigortalıya yaptığı yardımları hakkaniyet çerçevesinde işverenden rücu ederek alma hakkına sahiptir. En açık şekilde, zararı karşılayan SGK’nın kendisi zarar görmüş gibi işverenden alacağını talep etmesidir. SGK rücu davası hakkı, 5510 sayılı kanundan kaynaklanmaktadır.

Kurum tarafından işveren aleyhine rücu davası açılabilmesinin ilk şartı, ölümlü iş kazasının işverenin kastı veya iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmesidir. 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, kurumun açacağı davalarda zamanaşımı süresi 10 yıldır. Bu süre rücu konusu gelir ve aylıklar bakımından onay tarihinden, masraf ve ödemeler için masraf ve ödeme tarihinden itibaren başlar. Eğer ki iş yerinde işveren dışında bir işveren vekili, alt işveren gibi yetkililer bulunmakta ise bu kişiler kuruma karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaktadır.

Sosyal güvenlik sistemimiz 5510 sayılı kanun uyarınca hizmet akdiyle çalışan sigortalılara kısa vadeli sigorta kolları, uzun vadeli sigorta kolları ve genel sağlık sigortası olmak üzere üçlü bir yapıyla sosyal güvence sağlamıştır.

Kısa vadeli sigorta kolları : Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölümü halinde, hak sahiplerine gelir bağlanması, Cenaze ödeneği verilmesi, Gelir bağlanmış olan kız çocuklarına evlenme ödeneğinin verilmesi.

Uzun vadeli sigorta kolları : Ölüm aylığı bağlanması, Ölüm toptan ödemesi yapılması, Aylık almakta olan kız çocuklarına evlenme ödeneği verilmesi, Cenaze ödeneği verilmesi.

Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından işçi yakınlarına yapılan ödemeler uzun vadeli sigorta kolundan yapılmış ise bu ödemelerin işverene rücu edilebilmesi mümkün değildir. Yine tedavi giderlerinin işverene rücu edilmesi genel sağlık sigortası sigorta kolunda rücu ilişkisine dair hüküm olmadığı için mümkün değildir. İşçi yakınları da bu giderleri Sosyal Güvenlik Kurumundan tahsil edebildiği için işverenden tedavi gideri adı altında maddi tazminat talep edememektedirler.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.11.1979 gün ve E. 1977/4-1110-K. 1979/1395 sayılı kararında uzun vadeli sigorta kolundan bağlanan ölüm aylıklarının haksız eylemin yol açtığı tazminattan indirilmemesinin gerekçesi şöyle açıklanmıştır;

“Sosyal Sigortalar Kurumun’ca davacı eşe, yalnızca ölüm sigortası dalından dul aylığı bağlanmış bulunması, Kurumca bağlanan bu yardımın belirli bir süre sigortalı olma ve prim ödemiş bulunmasından ileri gelmesi, desteğin ölümüne neden olan haksız eylemin sebep olduğu zararla Kurumca bu vesile ile sağlanan yarar arasında uygun illiyet bağının bulunmaması, hukuki dayanaklarının farklı oluşu ve açıklanan denkleştirme kuralının esasları hep birlikte göz önünde tutulduğunda ölüm sigortasından davacı eşe kurumca bağlanan dul aylığının haksız eylemin sebep olduğu zarardan düşülmesi gerekmez. Esasen Sosyal Sigortalı ile onun hak sahiplerini sigortalılığın sona ermesinin iktisadi sonucundan korunmak amacını güder.

Sigortalı olma sonucu sağlanan bu yardımlardan haksız eylem sorumlularının yararlanmalarını haklı kılacak bir hukuk kuralı da yoktur. Sosyal Sigortalar Kurumu’nun ölüm sigortasından sağladığı yardımlardan dolayı yardım ettiği kişiye halef olacağına dair yasada bir hüküm de olmadığından haksız eylem sorumluları mükerrer ödeme durumunda da kalmayacaklardır” denilmiştir.

Sonuç olarak uzun vadeli sigorta kolundan bağlanan ölüm aylığı geliri belirli süre prim ödeme veya belirli süre sigortalı olma ve prim ödeme şartına bağlı olmasının yanında 5510 sayılı kanunda ölüm aylıklarının işverene rücu edilebilmesine dair özel hüküm bulunmaması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından işçi yakınlarına ödenen ölüm aylığı bedelleri işverene kusuru olsa dahi rücu edilememektedir. Bu nedenle sigortanın rücu hakkı, rücu edilemeyen bedeller de işçi yakınlarının işverene karşı açacağı maddi tazminat davasında ödenecek tazminat bedelinden tenzil edilememektedir.

İzmir’de ölümlü iş kazası rücuen tazminat konulu Bölge Adliye Mahkemesi karar örneği :

Ölümlü İş Kazası İstinaf Kararı PDF  

Ölümlü İş Kazası Cezasi Sorumluluk
Ölümlü İş Kazası Cezasi Sorumluluk

Ölümlü İş Kazalarında İşverenin Cezai Sorumluluğu

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca işveren, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin önlemlerin alınmasından asli olarak sorumlu olup, işverenin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle ölümlü iş kazası gerçekleşmesi halinde cezai sorumluluğu bulunmaktadır. İş kazası nedeniyle cezai sorumluluğun kimde olduğunun belirlenmesinde temel kıstas iş sözleşmesinin tarafları olan işveren ile işçi yönünden karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin yerine getirip getirmemelerine göre belirlenecektir. Uygulamada genellikle kazaya ilişkin bilirkişi raporu alınarak iş kazasına neden olan etkenler araştırılmakta ve bu araştırmanın sonucunda kazaya etkisi bulunan kişiler tespit edilmektedir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, genellikle işverenler tarafından çeşitli nedenlerle işin yönetiminin tamamı veya bir kısmı işveren vekillerine bırakılmaktadır. İşveren vekilleri de kendisine devredilen yetkiler kapsamında işveren adına hareket etmektedir. Bu nedenle ölümlü iş kazası meydana geldiğinde işveren vekili de tıpkı işveren gibi iş güvenliğine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranmış ise iş kazası nedeniyle cezai sorumluluğu gündeme gelmektedir. Örneğin şantiyede ölümlü iş kazası meydana gelmesi durumunda, gerekli yeterliliğe sahip bir şantiye şefinin atanmış olması durumunda iş güvenliği önlemlerinin alınmaması sonucu meydana gelen iş kazası nedeniyle cezai sorumluluk da işveren vekili sıfatına sahip olan şantiye şefinde olacaktır. Kısaca, işveren yerine, onun gibi hareket etme yetkisine sahip işveren vekilleri de tıpkı işverenler gibi sorumlu olmaktadır.

Yukarıda bahsedilen sorumluluk durumu alt işverenler için de geçerlidir. Alt işverenin sigortalısının iş kazası geçirmesi halinde de asıl işveren ve alt işveren birlikte sorumlu olmaktadır. İş kazası soruşturmasında söz konusu olayın meydana gelmesinde asıl işveren ve alt işverenin sorumluluğunun tespiti durumunda kusur oranı belirlenecektir. Örneğin İzmir’de faaliyet gösteren PETKİM firmasında bakım sırasında üzerine elektrik panosu düşmesi nedeniyle işçinin hayatını kaybetmesi sonucunda Petkim’de ölümlü iş kazası meydana gelmiş olacaktır. İşçinin söz konusu iş yerinde elektrik bakım işini üstlenen firmanın alt taşeronuna bağlı olarak görev yapması durumunda ise hem taşeron firmanın hem de Petkim’in sorumluluğuna gidilebilecektir.

Uygulamada genellikle işverenlerin iş kazası nedeniyle cezai sorumluluğu taksirle öldürme suçundan kaynaklanmakla birlikte istisnai hallerde kasten öldürme suçundan da cezalandırılmaları mümkündür. İşveren işyerinde gerçekleşen ölümün neticesinin gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen iş güvenliği konusundaki yükümlülüklerine aykırı hareket etmişse yani ortaya çıkan durumu kabullendiği söylenebiliyorsa kastın bir türü olan olası kastla sorumlu olduğuna karar verilebilir. Yargıtay’ın son uygulamalarında işverenlerin iş kazasından kaynaklanan cezai sorumluluğunu bilinçli taksir olarak değerlendirme oranının arttığı görülmektedir.

Taksirle adam öldürme suçunun TCK m. 85’te düzenlenmiş olup cezası 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıdır. Taksirle adam öldürme neticesinde iki veya daha fazla kişi ölmüş ise suçun cezası 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır. Ayrıca bilinçli taksirle adam öldürme suçunun cezası ise yukarıda belirtilen 1/3’ten 1/2 oranına kadar arttırılması ile belirlenir.

işveren iş kazasını bildirimini, kazadan itibaren üç iş günü içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğü yerine getirmediği takdirde cezai sorumluluğu değil, idari sorumluluğu söz konusu olmaktadır.

İlgili İçerik: İş Kazası Ceza Davası     

 SGK İstatistiklerine Göre Ölümlü İş Kazalarının Sektörlere Göre Dağılımı

6331 Sayılı İSG Kanunu’nun 14. maddesine göre işverenler, kendi işyerlerinde meydana gelen bütün iş kazalarının ve meslek hastalıklarının kaydını tutar, gerekli incelemeleri yaparak bunlar ile ilgili raporları düzenler ve 3 iş günü içerisinde hem iş kazalarını hem de meslek hastalıklarını SGK’ya bildirirler (Resmi Gazete, 2012). SGK ise kendisine iletilen tüm iş kazaları ve meslek hastalıklarını bir veri tabanında toplayarak, istatistik yıllıkları şeklinde araştırmacıların kullanımına sunmaktadır. Bu istatistikler dikkate alındığında, sektörlere göre iş kazası sonucu ölüm oranlarının dağılımı incelendiğinde inşaat sektörünün diğer sektörlere göre en fazla ölüm oranına sahip olan sektör olduğu belirlenmiştir. Ölümlü iş kazasının en fazla olduğu diğer sektörler ise sırasıyla nakliyat, toptan ve perakende olurken bunları kömür, gıda, dokuma, makine imalatı vd. sektörler takip etmektedir.

Ölümlü İş Kazasında Sigortasız İşçinin Durumu

Öncelikle belirtmek gerekir ki işçinin sigortasız çalışıyor olması iş kazanın niteliğinin değiştirmemektedir. Sigortasız çalışan işçinin iş kazası sonucunda ölmesi durumunda yakınları tıpkı sigortalı çalışan işçi yakınlarıyla aynı haklara sahip olacaktır. İşçinin sigortasız çalışıyor olması yukarıda açıkladığımız hak ve sorumlulukların hiçbirini değiştirmemektedir. Normal şartlarda işverenin meydana gelen iş kazasını Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmesi gerekmektedir ancak bu sorumluluğunu yerine getirmezse sigortasız çalışan işçinin yakınları da bu bildirimi yapabilmektedir. Böyle bir durumda işveren aleyhine ciddi sorumluluklar meydana gelmektedir. Yine aynı şekilde iş kazası gerçekleştikten sonra derhal kolluk birimine haber verilmeli ve tutanak tutulmalıdır. Görüldüğü üzere iş kazası sonucunda ölen işçinin sigortasız olması herhangi bir değişikliğe sebebiyet vermemekte, ailesi ve yakınları kanunun kendilerine sağladığı haklardan faydalanabilmektedir.

Ölümlü İş Kazası Yargıtay Kararları
Ölümlü İş Kazası Yargıtay Kararları

Ölümlü İş Kazası Yargıtay Kararları

*Ölümlü İş Kazası Nedeniyle Asıl İşveren/Alt İşveren İlişkisinde Sorumluluk (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2016/2469 K.): Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davacı eş yönünden 59.018,28 TL maddi tazminat, 20.000,00 TL manevi tazminat, davacı yönünden 11.584,94 TL maddi tazminat, 15.000 TL manevi tazminat, davacı çocuk yönünden 1.447,20 TL maddi tazminat, 15.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, davalı B. yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu “müteselsil sorumluluktur”.

Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu’nun 2.maddesinin 6.fıkras 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı sebebiyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu sebeple meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.

Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları da bağlamaz.

Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.

a-) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.

b-) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine dair bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.

c-) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş sebebiyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer birtakım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar sebebiyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.

d-) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.

e-) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Kanun’un tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.

f-) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 Sayılı kararı da aynı yöndedir.)

Somut olayda, davalı B’ye ait depolardan mağazalara yapılacak nakliye işleminin T. tarafından, nakliye sözleşmesine istinaden üstlenildiği, davacılar murisinin bu sözleşme kapsamında nakliye araçlarına yapılan yükleme ve boşaltma işinde çalışmak üzere işyerinde bulunduğu esnada, yükleme yapmak üzere depoya gelen … sevk ve idaresindeki plakalı araç altında kalarak vefat ettiği, yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında yapılan işin davalı B) lehine ve ona ait işyerinde gerçeklemiş olması sebebiyle davalı B’nin asıl işveren sıfatıyla sorumlu olacağı dikkate alınmadan, hatalı değerlendirme ile bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

YouTube video

*Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2017/3011 E. 2018/204 sayılı kararı: İş kazası sonucu ölen sigortalının eş ve çocuğunun maddi ve manevi tazminat istemi ile ilgilidir. Kişinin bir işyerinde şube müdürü olduğu başka bir işyerini teftişi sırasında görevli iken o işyeri sahibinin çıkan tartışma neticesinde ateşli silahla sigortalı kişiyi öldürmesi hususunu ilk derece mahkemesi iş kazası olarak görmüş ve murislerin tazminat taleplerini kısmi olarak kabul etmiştir. Yargıtay 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 56’ya değinerek adalete uygun olacak şekilde bir miktar paranın manevi zararın karşılanması adına davacı taraflara ödenebileceğini öngörmüştür. 26.06.1966 tarih ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına atıfta bulunarak bu manevi tazminatı etkileyen özel hal ve şartları açıklamıştır.

Ayrıca bu miktarın davacı tarafın üzüntüsünü bir nebze de olsa dindirecek ve iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmaması hususu için de işverenler adına caydırıcı düzeyde olması gerektiğine de Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 tarih ve 13/291-370 sayılı kararına paralel olarak belirtmiştir. Dosyada bilirkişi raporunun %80 oranında ateşli silahla öldüren kişiye, %20 oranında da sigortalının işveren kusur verildiği görülmektedir.

Uyuşmazlığın ana sebebi iş kazasında sorumluluğun tespiti noktasındadır. İşçinin sadakat borcuna karşılık işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcunun varlığından bahsedilmiş bu kapsamda sadece yasal mevzuatın sınırları ile değil bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemlerin alınması gerektiği tekrar vurgulanmıştır. Bu hususu değerlendirirken Anayasanın 17. maddesi temel alınıp TBK m. 417’nin açıkça bu yükümlülüğü ortaya koyduğu izah edilmiştir. Bu yükümlülükten kaçınmak adına işverenin bilgisizliğini, tecrübesizliğini, ekonomik durumunun kötülüğünü, benzer işyerlerinin de aynı şekilde iş sağlığı ve güvenliği adına yetersiz olduğunu ileri süremeyeceğini ve bunların bahane olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Tüm önlemler alındığı takdirde kaza olasılığının ortadan kalkacağı tartışmasız bir gerçek olarak vurgulanmıştır.

6331 sayılı İSGK’nun işverenin ve işçilerin sorumluluklarını detaylı olarak anlattığı ve bu kanun ile işverenin sorumluluğunu kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluk çizgisine yaklaştığını fakat kanunda tüm belirtilen detayların objektif bir kriter olarak değerlendirilmesi gerektiği bunun asla kusursuz sorumluluk olarak değerlendirilemeyeceği vurgulanmıştır. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağını mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile kesileceği belirtilmiştir. Uygun illiyet bağının kesilmesi halinde de Hukuk Genel Kurulu 20.03.2013 tarih ve 2012/21-1121 E 2013/386 sayılı kararında belirtildiği üzere işverenin sorumluluğuna gidilemeyeceği açıklanmıştır.

Somut olayda da üçüncü kişinin silahla ateş edip öldürmesi ile kast ve ağır kusurunun varlığı sabit olup illiyet bağının kesilmesi gerektiği ve işverenin bir sorumluluğu olamayacağı yönünde karar vererek ilk derece mahkemesinin tazminatı kabul kararını oy çokluğu ile bozmuştur. Muhalefet şerhi koyan üye ise işverenin denetim sırasında gerginlik olabileceğini öngörmesi gerektiği bu yönde çalışanlara bir eğitim verilmediği ve risk analizinde bu husus değerlendirilmediği için işverenin hala daha kusurlu olduğunu savunmuştur.

*Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2015/3284 E. 2016/1613 K.: Davacılar, murisinin 26.05.2006 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasının iş kazası olduğunun ve kaza tarihinden itibaren emeklilik haklarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, kararın dayandığı kanuni gerektirici nedenlere davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, davacının murisinin geçirdiği kazanın iş kazası olarak tespiti ile ölümlü iş kazasından dolayı aylık bağlanması istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulü ile, murisin geçirdiği kazının iş kazası olarak tespiti ile davacıların kaza tarihinden itibaren emekli olma haklarının bulunduğuna karar verilmiştir. Muris geçirmiş olduğu trafik kazasının iş kazası olarak tespiti doğru olup, davacıların kaza tarihinden itibaren emekli olma haklarının bulunduğuna karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, emekli olma hakkı değil iş kazasından dolayı ölüm geliri bağlanmasına karar verilmesi şeklinde yazılması gerekli iken emekli olma haklarının bulunduğuna yazılması bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden H.U.M.K.’nun 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı, düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının 2.bendi “davacıların kaza tarihinden itibaren emekli olma haklarının olduğunun tespitine” rakam ve sözcüklerinin tamamen silinerek yerine ” davacılara kaza tarihinden itibaren iş kazasından dolayı ölüm geliri bağlanmasına ” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA, 11/02/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

*Yüksekten Düşme Nedeniyle Ölümlü İş Kazası (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2016/12417 E. 2018/4973 K.): Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün davacılardan … ile davalılardan …vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.

K A R A R

Dava, 11/04/2012 tarihli iş kazasında sigortalının vefatı nedeniyle sigortalının eşi ile anne ve babasının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, Davalı … ve … A.Ş. yönünden davanın reddine, Davalı … Ltd. Şti yönünden ise maddi ve manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya kapsamındaki bilgilerden, sigortalı …’ün … Şirketi işçisi olarak 11/04/2012 tarihinde davalı … Şirketine ait çatı tadilatı işinde çalışırken, yüksekten düşmesi neticesinde vefat ettiği, hükme esas kusur raporunda davalı … Şirketine %70, sigortalıya %30 oranında kusur verilirken, davalı … Şirketine ise bir kusur verilmediği anlaşılmaktadır. Taraf iddialarına göre davalı … Şirketi ile … Şirketi arasında çatı yapımına ilişkin taşeron sözleşmesinin bulunduğu ve bu sözleşmeye ilişkin işin yapılıp geçici kabulünden sonra çatıda meydana gelen hasar nedeniyle davacı işçinin çatıda çalışma yürütürken iş kazasının gerçekleştiği belirtilmiştir. Nitekim … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/1732 Esas sayılı Ceza Dava dosyasında … şirketi yetkilisi …ve …şirketi yetkilisi … hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesine göre; hukuk hakimi zarar verenin kusuru olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararındaki, fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olaya ilişkin kabul, hukuk hakimini de bağlar. Aynı şekilde 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi de bu düzenlemeyi içermektedir.

Dairemizin 22.10.2013 tarih ve 2013/10753 – 18935 Esas – Karar sayılı emsal nitelikteki ilamında da işaret olunduğu üzere, “Her ne kadar ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle kesinleşmiş bir mahkumiyet kararından söz etmek mümkün değilse de, ceza yargılamasında maddi vakıa olarak eylemin hukuka aykırılığının ve failinin belirlenmiş bulunması karşısında kusur oranlarının belirlenirken bu durumun da göz önüne alınması gerektiği açıktır” Öte yandan; iş kazalarında olay, İş Hukuku ve sosyal güvenlik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş aktinden doğan işçiyi gözetme (koruma) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur.

İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanunu’nun 77. maddesinin açık buyruğudur.

İş kazasından doğan tazminat davalarının özelliği gereği, İş Kanunu’nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işverenin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. (Hukuk Genel Kurulunun 16/06/2004 gün ve 2004/21-365 E.-369 K. sayılı kararı da aynı yöndedir)

Somut olayda, davalı şirketler arasında iş bu dava konusu olayla ilgili hukuki ilişkiye ilişkin her türlü sözleşme, geçici kabul ve kesin kabul tutanakları ile Ceza Dava Dosyası kapsamındaki bilgi ve belgeler de dosya arasına getirtilerek, olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanununun 77. maddesi ile yönetmelik hükümleri göz önünde tutularak yöntemince A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak üç kişilik bilirkişi heyetinden tarafların kusur oranlarının açıkça tespitine ilişkin kusur raporu almak, çıkacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken, davalı … … ve … A.Ş.’nin kusuru hakkında yeterli inceleme yapılmaksızın eksik inceleme ile sonuca gidilmesi doğru olmamıştır. O halde, davacı ve davalı D…San ve Tic. Ltd. Şti vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine 28/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KAYNAKÇA :

https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf

https://www.mmo.org.tr/sites/default/files/85e19f20beded7d_ek.pdf

https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5510.pdf

http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2019-140-1826

https://www.erbakan.edu.tr/storage/files/department/insaatmuhendisligi/editor/DersSayfalari/issagligi/isKazalari.pdf

https://www.sgk.gov.tr/Istatistik/Yillik/fcd5e59b-6af9-4d90-a451-ee7500eb1cb4

https://karararama.yargitay.gov.tr/

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/737908

Picture of Av. Cuma Ali Koç

Av. Cuma Ali Koç

Avukat Cuma Ali Koç, 2013 yılından bu yana Avukatlık hizmeti vermektedir. 2023 yılından itibaren ayrıca Arabuluculuk hizmeti de vermektedir. Av. Cuma Ali Koç, Çözüm Avukatlık ve Arabuluculuk Ofisi’nin kurucu avukatıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik

Çözüm Avukatlık'a Ulaşın!

Faaliyet Alanlarımız

İstanbul Avukat

İlgili İçerikler

Bizi Takip Edin