Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuruda Olağan Kanun Yollarının Tüketilmesi

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuruda Olağan Kanun Yollarının Tüketilmesi

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuruda Olağan Kanun Yollarının Tüketilmesi ile yeni bir yeni bir hukuk mücadelesi başlamış olacaktır. Hak arayışı ve hukukun izinde

Bireysel başvuru, kamu gücü tarafından temel hak ve özgürlükleri ihlâl edilen kişilerin kullanabilecekleri ikincil nitelikte bir başvuru yoludur. Bireysel başvurular üç aşamada incelenmektedir. Söz konusu aşamalar sırasıyla ön inceleme, kabul edilebilirlik ve esasa ilişkin aşamadır. Ön inceleme aşamasına ilişkin düzenleme Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 66. maddesinde yer almaktadır. Bahsi geçen maddeye göre ön inceleme aşamasında Bireysel Başvuru Bürosu gelen başvuruları şeklî eksiklikler bulunup bulunmadığı yönünden incelemektedir.

Olağan Kanun Yollarının Tüketilmesi Kuralı
Olağan Kanun Yollarının Tüketilmesi Kuralı

OLAĞAN KANUN YOLLARININ TÜKETİLMESİ KURALI

Ön inceleme aşamasının ardından kabul edilebilirlik aşamasına geçilir. Bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için Anayasa’da ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da öngörülen şartların taşınması gerekir. Bu bağlamda kabul edilebilirlik kriterlerinden biri, olağan kanun yollarının tüketilmesidir. Anayasa’nın 148. maddesinin 3. fıkrasına göre; başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. 6216 sayılı Kanun’un 45/2 hükmünde de bu husus vurgulanmıştır: “İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”.

Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yolu ikincil niteliktedir. Anayasa Mahkemesi bir başvuruda ikincilik ilkesi ile olağan kanun yollarının tüketilmesi kuralı arasındaki ilişkiyi şu şekilde açıklamıştır: “bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir[1]”.

Anayasa’da ve 6216 sayılı Kanun’da yer alan düzenlemeye göre tüketilmesi gereken başvuru yolları olağan kanun yollarıdır. Dolayısıyla asıl olan olağan kanun yollarının tüketilmesidir. Bu noktada olağan kanun yollarının ne olduğuna değinmek gerekir. 6216 sayılı Kanun’un 45/2 hükmünde idari ve yargısal başvuru yollarının tüketilmesinden bahsedilmektedir. Bu kapsamda öncelikle yargısal yolların ne olduğunu ifade etmek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde olağan kanun yolları istinaf ve temyizdir. Ceza yargılaması açısından itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yollarıdır. İdari yargılama hukukunda ise olağan kanun yolları istinaf ve temyizdir[2].

Olağanüstü kanun yolları ise yargılamanın yenilenmesi, kanun yararına bozma ve Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi olarak sıralanmaktadır[3]. Olağanüstü kanun yollarının tüketilmesine gerek bulunmamaktadır. Tüketilmesi zorunlu olmayan olağanüstü hukuk yoluna başvurmak ve bu başvurunun sonucunu beklemek başvuru süresinin kaçırılması riskini taşır[4]. Bu bağlamda örneğin olağan kanun yolları tüketildikten sonra olağanüstü bir kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesine başvurulması, bireysel başvuru süresinin başlamaması sonucunu doğurmaz. Bu nedenle herhangi bir hak kaybı yaşanmaması adına hem bireysel başvuru yapılabilir hem de yargılamanın yenilenmesi talep edilebilir[5]. Benzer şekilde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcının itiraz yetkisi de olağanüstü bir kanun yolu olduğu için tüketilmesi gerekmemektedir.

Anayasa Mahkemesi “Yusuf Özdemir” başvurusunda şu hususları belirtmiştir: “Ceza hukukunda kararların kesinleşmesi bakımından tüketilmesi gereken son olağan kanun yolu kural olarak temyizdir. Somut olayda olağan kanun yolu Yargıtay 4. Ceza Dairesinin Gölcük Asliye Ceza Mahkemesinin kararını 7/5/2012 tarihinde onaması ile tamamlandığından karar bu tarihte kesinleşmiştir. Başvurucunun 5271 sayılı Kanun’un 308. maddesi gereğince onama kararına itiraz için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat etmesi olağan kanun yolu olmadığı için kararın 7/5/2012 tarihinde kesinleşmesini engellemeyecektir[6]”. Bu karardan da anlaşılacağı üzere bireysel başvuruda süre hesaplanırken olağan kanun yollarının tüketildiği tarih baz alınmaktadır[7].

Tüketilmesi gereken kanun yolları sadece yargısal yollarla sınırlı değildir. Bazı durumlarda idari başvuru yollarının tüketilmesi de zorunludur. Bu kapsamda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 13/1. maddesi örnek olarak verilebilir. Söz konusu maddeye göre; “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.” Bu düzenlemeye göre idari yargıda dava açmadan önce ilgili idareye başvuruda bulunmak zorunludur. Diğer bir deyişle İYUK’nun 13/1 hükmünde tüketilmesi gereken bir başvuru yolu öngörülmüştür[8] .

Anayasa Mahkemesi bir kararında şu hususları belirtmiştir: “başvurucunun anılan öğretim programına kaydının yapılmaması üzerine, öncelikle yazılı olarak idari makamlara başvuruda bulunması, bunun reddi üzerine 2577 sayılı Kanun’un 7., 10. ve 11. maddelerinde belirtilen süreler içinde idari yargı mercilerinde dava açması ve olağan kanun yollarını tüketmesi gerekirken, belirtilen usulü takip etmeyip söz konusu işleme karşı doğrudan bireysel başvuruda bulunduğu görülmüştür. İncelenen başvurunun, başvurucunun idari işlem aleyhine kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamını tüketmeden doğrudan bireysel başvuruda bulunması nedeniyle, 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca kabul edilebilirlik kriterlerini taşımadığı anlaşılmaktadır[9].

Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi de İYUK’nun 13. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen idari başvuru yolunun tüketilmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna karşılık kararları bağlayıcı olmayan idari makamlara başvurulması zorunluluk arz etmez. Bu çerçevede bir ihlali giderecek yetkileri bulunmayan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, İl İnsan Hakları Kurulları veya Kamu Denetçiliği gibi kurumlara başvuru yapılması zorunlu değildir[10].

Olağan kanun yollarının tüketilmesi kuralı; ulaşılabilir olan, ihlal iddiaları yönünden makul bir başarı şansı olan ve yeterli giderim sağlama kapasitesine bulunan başvuru yolları için geçerlidir. Bir başvuru yolunun bu nitelikleri taşımaması durumunda ilgili başvuru yolu tüketilmeden bireysel başvuru yapılabilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi bir kararında bu hususu açıkça vurgulamıştır: “bir başvuru yolunun tüketilmesinin gerekli olması için ulaşılabilir olması, ihlal iddiaları yönünden makul bir başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip olması gerekir. Belli bir başvuru yolunun soyut olarak belirtilen nitelikleri haiz olması yeterli değildir. Bu yolun uygulamada da anılan nitelikleri haiz olması ya da en azından haiz olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir[11]”.

Olağan kanun yollarının şekli ve maddi anlamda tüketilmesi gerekir. Şekli anlamda tüketmeden kasıt, başvuru yollarının mevzuatta öngörülen usullere riayet edilerek kullanılmasıdır[12]. Bir başvuru yolunun şekli anlamda tüketilip tüketilmediği noktasında Anayasa Mahkemesi tarafından dikkate alınan kriterler şunlardır[13]: i) başvurunun yetkili idari ve yargısal mercilere yapılıp yapılmadığı, ii) otuz günlük süre koşulunun yerine getirilip getirilmediği, iii) usule uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığı ve iv) gerekli özenin gösterilip gösterilmediği. Anayasa Mahkemesi bu konuda genel prensibini şu şekilde ifade etmektedir: “Bir kanun yoluna başvurulmuş olması tek başına bu yolun tüketildiği anlamına gelmez. Bir kanun yolunun tüketildiğinden söz edilebilmesi için öncelikle usulüne uygun bir başvuru yapılması, yapılan başvurunun sonucunun beklenmesi ve inceleme süresince öngörülmüş olan yöntem, biçim, süre ve diğer koşullara uygun hareket edilmesi gerekir[14]”.

Olağan kanun yollarının maddi anlamda da tüketilmesi gerekir. Maddi anlamda tüketme, başvurucunun anayasal bir hak ihlaline ilişkin iddialarını olağan kanun yolları aşamasında da dile getirmesini ifade eder[15]. Anayasa Mahkemesi bir kararında maddi anlamda tüketme kuralına ilişkin şu hususları vurgulamıştır: “Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz[16]”. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de iç hukuk yollarının maddi anlamda tüketilebilmesi için başvurucunun öne sürdüğü ihlali ilk önce ulusal mahkemelerin telafi etmesine fırsat vermek üzere, aynı veya benzer iddiaları iç hukuka dayanarak ileri sürmüş olması gerektiğini belirtmektedir[17].

SÜRE

Olağan kanun yollarının tüketilmesinin ardından başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için süre şartına riayet etmek gerekir. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin 5. fıkrasına göre; “bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.” Süresi içinde yapılmayan başvurular hakkında kabul edilemezlik kararı verilmektedir. Anayasa Mahkemesi bir kararında Yargıtay 8. Hukuk Dairesince verilen onama kararlarının tebliğinden itibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir[18].

Bireysel başvuruda öngörülen otuz günlük sürenin başlangıç anına değinmek gerekir. Anayasa Mahkemesi’ne göre; “başvuru süresinin başlangıç tarihinin belirlenmesi hususunda başvurucunun nihai karardan yeterince bilgi sahibi olması aranacaktır. Bu noktada, nihai kararın tebliğinin öngörüldüğü hallerde tebliğ tarihinin, tebliğ şartı öngörülmeyen hallerde ise başvurucunun kararın içeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihin esas alınması gerekir[19]”.

Başvurucu mücbir sebep veya ağır hastalık gibi haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvurusunu yapamadığı takdirde, mazeretinin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve mazeretini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilir. Komisyonlar raportörlüğünce mazeretin kabulünün gerekip gerekmediği yönünde karar taslağı hazırlanır. Komisyon, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek mazereti kabul veya reddeder. (Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 64). Anayasa Mahkemesi hangi hastalığın ağır hastalık sayılacağının ve geçerli mazeret olarak kabul edileceğinin önceden belirlenmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir. Bu nedenle ileri sürülen mazeretin geçerli olup olmadığı her başvuruda söz konusu hastalığın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmektedir[20]. Anayasa Mahkemesi örneğin bir kararında kalça kırığı ameliyatını mazeret olarak kabul etmiştir[21]. Buna karşılık başka bir başvuruda bel ağrısı rahatsızlığı ağır hastalık kapsamında ele alınmamıştır[22]. Görüldüğü gibi hangi hastalığın ağır hastalık kapsamına girip girmediğinin tespitini Anayasa Mahkemesi yapmaktadır.

KAYNAKLAR

Altunç, Mehmet Sinan,Yargılamanın Yenilenmesi Muhakemesinin Bireysel Başvuru Bakımından Ortaya Çıkardığı Hukuki Meseleler, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sy. 30, 2017.

Çelikyay, Hakan Sabri, Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararlarının “Başvuru Yollarının Tüketilmesi” Ölçütü Açısından Değerlendirilmesi, İÜHFM, C. LXXIII, SY. 1, 2015.

Karaarslan, Abdulkadir, Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuruda Kabul Edilebilirliğe Dair Bir Usul Sorunu Olarak Başvuru Yollarının Tüketilmesi Kuralı ve Kanunla Kurulan Tazminat Komisyonları, TBB Dergisi, Sy. 132, 2017.

Şimşek, Mustafa, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuruda Olağan Başvuru Yollarının Tüketilmesi Kriteri ve İstisnaları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2019.

Şirin, Tolga, Bireysel Başvuru Usul Hukuku, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi, Ankara, 2019.

 

Ufuk Ramazan Çakmak

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

[1] AYM, Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, 2012/403, 26/3/2013, para. 17.

[2] Hakan Sabri Çelikyay, Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararlarının “Başvuru Yollarının Tüketilmesi” Ölçütü Açısından Değerlendirilmesi, İÜHFM, C. LXXIII, S. 1, s. 32; Abdulkadir Karaarslan, Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuruda Kabul Edilebilirliğe Dair Bir Usul Sorunu Olarak Başvuru Yollarının Tüketilmesi Kuralı ve Kanunla Kurulan Tazminat Komisyonları, TBB Dergisi, Sy. 132, 2017, s. 20-21.

[3] Tolga Şirin, Bireysel Başvuru Usul Hukuku, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi, Ankara, 2019, s. 157; Çelikyay, s. 33.

[4] Şirin, s. 149.

[5] Mehmet Sinan Altunç, Yargılamanın Yenilenmesi Muhakemesinin Bireysel Başvuru Bakımından Ortaya Çıkardığı Hukuki Meseleler, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sy. 30, 2017, s. 208. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bir kararında yargılamanın yenilenmesi yolunun tüketilmesinin gerekli olmadığını belirtmiştir. Tripcovici v. Montenegro, Application no. 80104/13, 07/11/2017, para. 37.

[6] AYM, Yusuf Özdemir, Başvuru No. 2012/162, 12/2/2013, para. 21.

[7] Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinde iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki kesin karar tarihinden itibaren dört aylık bir süre içinde bireysel başvuruda bulunulabileceği belirtilmiştir. AİHM yargılamasında süre koşulu hesaplanırken olağan kanun yollarının tüketildiği tarih dikkate alınmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre; Sözleşme’nin 35. maddesi, başvurucuların yargılamaların yenilenmesi için başvuruda bulunmuş olmalarını veya benzer olağanüstü hukuk yollarını kullanmış olmalarını gerektirmemesinin yanı sıra bu tür hukuk yollarının kullanıldığı gerekçesiyle dört aylık sürenin uzatılmasına izin vermez. Tucka v. The United Kingdom (No. 1), Application no. 34586/10, 18/01/2011, para. 15.

[8] Çelikyay, s. 27-28.

[9] AYM, M. E., Başvuru No. 2012/74, 5/3/2013, paras. 20-21.

[10] Şirin, s. 150-151.

[11] AYM, Murat Emrah Emre, Başvuru No. 2018/1275, 30/10/2018, para. 35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sisteminde de etkili başvuru hakkı yer almaktadır. AİHS’nin 13. maddesine göre; “Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.” AİHM’e göre iç hukukta tesis edilecek başvuru yolu, hem hukuken hem de fiili olarak etkin olmalıdır. Kaya v. Turkey, Application no. 22729/93, 19/02/1998, para. 106.

[12] Şimşek, s. 38.

[13] Şirin, s. 176.

[14] İç hukuk yollarının şekli anlamda tüketilmemesi halinde Anayasa Mahkemesi başvuruyu kabul edilemez bulmaktadır: “ihlale neden olduğu ileri sürülen karar için kanunda öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı bireysel başvuru yapılmadan önce usulüne uygun şekilde tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.” AYM, Özlem Türkeş, Başvuru No. 2014/505, 17/7/2014, paras. 31, 33.

[15] Mustafa Şimşek, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuruda Olağan Başvuru Yollarının Tüketilmesi Kriteri ve İstisnaları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2019, s. 29; Şimşek, s. 46.

[16] AYM, Bayram Gök, Başvuru No. 2012/946,  26/3/2013, para. 20.

[17]  Marıć v. Croatia, Application no. 50132/12, 12/06/2014, para. 53.

[18] AYM, Ahmet Sağlam, Başvuru No. 2013/3351, 18/9/2013, para. 28.

[19] AYM, Atila Oğuz Boyalı, Başvuru No.  2013/99, 20/3/2014, para. 30.

[20] AYM, Yasin Yaman, Başvuru No. 2012/1075, 12/2/2013, para. 21.

[21] AYM, Adnan Gültepe, Başvuru No. 2014/16516, 8/3/2018, para. 37.

[22] AYM, Seyitahmet Çavuş ve Diğerleri, Başvuru No. 2013/6613, 7/1/2016, para. 36.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili İçerikler

Kategoriler